0544 912 9294
yuksel.avukat@gmail.com

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu Savunma Dilekçesi

Adana’da görülen ceza davalarında uygulamada sıklıkla karşılaşılan suç tiplerinden biri olan Cumhurbaşkanına hakaret suçu (TCK 299), özellikle sosyal medya paylaşımları kapsamında yapılan değerlendirmelerde ifade özgürlüğü ile ceza sorumluluğu arasındaki sınırın belirlenmesi bakımından önemli hukuki tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu suçun unsurları, eleştiri ile hakaret arasındaki ayrım ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Yargıtay içtihatları ışığında yapılması gereken değerlendirmelere ilişkin ayrıntılı açıklamalarımıza ilgili makalemiz üzerinden ulaşabilirsiniz. Aşağıda ise, somut olaylar dikkate alınarak hazırlanmış örnek bir beraat talepli savunma dilekçesi yer almaktadır. 

ADANA … ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE

DOSYA NO : … / … E.

SANIK : …
MÜDAFİİ : Av. Ali YÜKSEL (Adana Ceza Avukatı)

KONU : Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi kapsamında isnat edilen suç yönünden esasa ilişkin ayrıntılı savunmalarımızın sunulması ve müvekkilin beraatine karar verilmesi talebimizden ibarettir.


AÇIKLAMALAR

1-) Müvekkil hakkında, sosyal medya platformu X üzerinden yapmış olduğu bir paylaşımda Cumhurbaşkanına yönelik “diktatör” ifadesini kullandığı iddiasına dayanılarak, Türk Ceza Kanunu’nun 299. maddesi kapsamında kamu davası açılmıştır. Ancak somut olay, ceza hukukunun temel ilkeleri, ifade özgürlüğünün kapsamı ve yüksek yargı içtihatları birlikte değerlendirildiğinde, müvekkile isnat edilen suçun yasal unsurlarının oluşmadığı açıkça anlaşılmaktadır.

Zira müvekkilin kullandığı söz konusu ifade; belirli, somut ve ispatlanabilir bir fiil isnadı ya da sövme mahiyetinde olmayıp, tamamen siyasal içerikli bir değerlendirme ve değer yargısı niteliği taşımaktadır. “Diktatör” ifadesi, siyasal literatürde ve kamusal tartışma alanında sıklıkla kullanılan, göreceli, eleştirel ve abartılı bir kavram olup, tek başına cezai yaptırıma konu edilebilecek nitelikte açık ve somut bir hakaret olarak değerlendirilemez.


2-) Nitekim ifade özgürlüğüne ilişkin uluslararası standartlar incelendiğinde, özellikle siyasi tartışmalar bağlamında kullanılan ifadelerin geniş bir koruma alanı içerisinde değerlendirildiği görülmektedir.

Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında; siyasal tartışma alanında kullanılan sert, çarpıcı ve hatta rahatsız edici ifadelerin dahi ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiği açıkça kabul edilmiştir. Mahkeme, kamu gücünü kullanan kişilere yönelik eleştirilerin daha geniş bir hoşgörü sınırı içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu tür ifadelerin demokratik toplum düzeninin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu vurgulamaktadır.

Dolayısıyla “diktatör” şeklindeki nitelendirmelerin, somut bir olgu isnadı değil, değer yargısı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve bu nedenle cezai yaptırıma konu edilmemesi gerektiği açıktır.


3-) Yargıtay’ın yerleşik içtihatları da bu yöndedir. Yüksek Mahkeme, eleştiri ile hakaret arasındaki ayrımı yaparken, kullanılan ifadenin bağlamını, yöneldiği alanı ve niteliğini esas almakta; özellikle siyasal içerikli, subjektif ve abartılı ifadelerin doğrudan hakaret olarak kabul edilemeyeceğini açıkça belirtmektedir.

Bu çerçevede müvekkilin kullandığı ifade; somut ve ispatlanabilir bir fiil isnadı içermediğinden, hakaret suçunun maddi unsurunu oluşturmadığı gibi, ağır eleştiri sınırları içerisinde kalan bir değerlendirme olarak kabul edilmelidir.


4-) Öte yandan, hakaret suçunun oluşabilmesi için zorunlu unsurlardan biri olan “matufiyet” şartı da somut olayda gerçekleşmemiştir.

Nitekim Yargıtay 18. Ceza Dairesi 2019/340 E., 2020/1690 K. Kararı uyarınca; bir ifadenin hakaret suçunu oluşturabilmesi için belirli bir kişiye yönelmiş olması, başka bir deyişle doğrudan hedef alınmış olması gerekmektedir.

Somut olayda ise müvekkilin paylaşımı incelendiğinde, söz konusu ifadenin doğrudan ve açık bir şekilde kişisel hedef gösterme amacı taşımadığı, genel nitelikli bir siyasal değerlendirme mahiyetinde olduğu, kişisel özelliklere yönelik somut bir saldırı ya da aşağılayıcı bir isnat içermediği açıkça görülmektedir. Bu nedenle suçun maddi unsurunun gerçekleştiğinden söz edilmesi mümkün değildir.


5-) Ayrıca, hakaret suçunun manevi unsuru olan kast bakımından da somut olayda cezai sorumluluk doğuracak bir durum söz konusu değildir.

Müvekkilin amacı, bir kişiyi küçük düşürmek veya onur, şeref ve saygınlığını zedelemek değil; kamuoyunda tartışılan siyasal gelişmelere ilişkin eleştirel görüşünü ifade etmekten ibarettir. Paylaşımın yapıldığı zaman dilimi, içeriği ve tartışma ortamı birlikte değerlendirildiğinde, söz konusu ifadenin anlık bir siyasal tepki ve değerlendirme olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Ceza yargılamasında, ifadelerin bağlamından koparılarak yalnızca kelime bazlı değerlendirme yapılması hukuka aykırı olup, somut olayda da bu şekilde bir yaklaşım benimsenmesi kabul edilemez.


6-) Anayasa’nın 26. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi birlikte değerlendirildiğinde; ifade özgürlüğünün yalnızca toplum tarafından kabul gören veya zararsız düşünceler için değil, aynı zamanda rahatsız edici, sarsıcı ve eleştirel nitelikteki ifadeler için de geçerli olduğu açıkça ortadadır.

Özellikle kamu gücünü kullanan kişilere yönelik eleştirilerin daha geniş sınırlar içerisinde değerlendirilmesi gerektiği hususu hem ulusal hem de uluslararası yargı içtihatlarında açıkça kabul edilmektedir. Bu nedenle müvekkilin kullandığı ifadenin cezalandırılması, ifade özgürlüğüne ölçüsüz ve orantısız bir müdahale teşkil edecektir.


7-) Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; müvekkilin eyleminin hakaret suçunun ne maddi ne de manevi unsurlarını taşıdığı açıktır. En azından suçun oluşup oluşmadığı hususunda ciddi, somut ve giderilemeyen bir şüphe bulunduğu da tartışmasızdır.

Ceza hukukunun evrensel ilkeleri gereği bu şüphe sanık lehine yorumlanmalı ve müvekkilin beraatine karar verilmelidir.


SONUÇ VE TALEP

Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle, görülmekte olan işbu ceza davası kapsamında;

  • Müvekkilin isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olması nedeniyle BERAATİNE,
  • Mahkemeniz aksi kanaatte ise sanık lehine olan tüm yasal düzenlemelerin uygulanmasına

karar verilmesini vekaleten talep ederiz.

Tarih: … / … / 2026


Sanık Müdafii
Av. Ali YÜKSEL
(Adana Ceza Avukatı)

ARA