Kişilerin huzur ve sükûnunu hedef alan, bireyin günlük yaşamını baskı altına alan ve çoğu zaman dolaylı biçimde özgürlüğünü kısıtlayan en yaygın suç tiplerinden biri tehdit suçudur. Özellikle Adana ve çevresinde görülen ceza davalarında, bir sözün veya mesajın yalnızca anlık bir öfke tepkisi mi yoksa hukuki anlamda tehdit suçu mu oluşturduğu konusu uygulamada sıkça tartışma yaratmaktadır. Uygulamada çoğu dosyada, taraflar arasındaki geçmiş ilişki, kullanılan ifadelerin tonu, mesajın gönderildiği zaman ve ortam ile tehdidin mağdur üzerinde yarattığı etki birlikte değerlendirilmektedir. Bu makalede, TCK 106 kapsamında tehdit suçunu; hangi ifadelerin cezai sorumluluk doğurduğunu, suçun unsurlarının neler olduğunu, hangi söz ve davranışların ise suç sayılmadığını ortaya koyan Yargıtay içtihatları ışığında ele alacak, “neler tehdit sayılır, neler sayılmaz” sorusuna uygulamaya yön veren ölçütlerle  ayrıntılı şekilde cevap vereceğiz. Ayrıca mesajlaşma uygulamaları ve sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımların tehdit suçu bakımından nasıl değerlendirildiğini de somut örnekler üzerinden açıklayacağız.

Türk Ceza Kanunu’na Göre Tehdit Suçu (Madde 106)

Madde 106- (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle:12/5/2022-7406/6 md.) Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, iki aydan altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(2) Tehdidin;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.

TCK 106 Kapsamında Tehdit Suçu: Basit ve Nitelikli Haller

Tehdit suçu, bir kimsenin iç huzurunu bozmak, karar verme hürriyetini kısıtlamak ve üzerinde korku uyandırmak amacıyla işlenen, Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinde düzenlenen ağır bir suç tipidir. Adana da ceza davalarında sıklıkla karşımıza çıkan bu suç, eylemin işleniş biçimine göre “Basit Tehdit” ve “Nitelikli Tehdit” olarak ikiye ayrılmaktadır. Bir davanın beraatle mi yoksa mahkumiyetle mi sonuçlanacağı, söz konusu ifadenin hangi hukuki kalıba girdiğinin doğru analiz edilmesine bağlıdır.

1. Basit Tehdit Suçu ve Cezası (TCK 106/1)

Basit tehdit, suçun en temel halidir ve kendi içinde mağdurun hangi değerine saldırıldığına göre iki farklı hukuki sonuca bağlanmıştır:

Hayati Değerlere Yönelik Tehditler: Mağdurun veya bir yakınının hayatına, vücut dokunulmazlığına ya da cinsel dokunulmazlığına yönelik saldırı vaatleridir. Örneğin; “seni yaşatmam”, “seni sakat bırakırım” gibi ifadeler bu kapsamdadır. Bu suç tipinde şikayet şartı aranmaz; soruşturma savcılıkça resen (kendiliğinden) başlatılır. Mağdur şikayetinden vazgeçse dahi kamu davası görülmeye devam eder. Cezası 6 aydan 2 yıla kadar hapistir.

Malvarlığına veya Sair Kötülüklere Yönelik Tehditler: Kişinin malvarlığına büyük bir zarar verileceğinden veya “sair bir kötülük” edileceğinden bahisle işlenen tehditlerdir. “Evinin camlarını indiririm” veya “seni rezil ederim” gibi söylemler bu gruba girer. Bu suçun takibi tamamen mağdurun şikayetine bağlıdır. Şikayet geri çekilirse dosya düşer. Ayrıca bu suç tipi uzlaştırma prosedürüne tabidir; taraflar uzlaşırsa dava açılmaz.

2. Nitelikli Tehdit Suçu ve Ağırlaştırıcı Nedenler (TCK 106/2)

Tehdit eylemi, mağdur üzerindeki korku ve baskıyı artıracak belirli yöntemlerle işlendiğinde kanun koyucu daha ağır cezalar öngörmüştür. Nitelikli tehdit suçunun cezası 2 yıldan 5 yıla kadar hapistir. Tehdit suçunun  nitelikli haller şunlardır:

Silahla Tehdit: Tehdidin bir silah (tabanca, bıçak, balta, sopa, taş vb.) kullanılarak veya silahın korkutucu gücünden yararlanılarak işlenmesidir. Silahın mutlaka ateşlenmesi gerekmez; mağdura doğrultulması veya mağdurun görebileceği şekilde teşhir edilmesi suçun nitelikli hali için yeterlidir. Silahın gerçek olup olmaması tek başına belirleyici değildir; mağdur açısından silahın gerçek olduğu yönünde makul bir algı oluşması yeterli kabul edilmektedir. Tehdidin kapalı bir ortamda, mağdurun kaçma imkânının bulunmadığı bir yerde yapılması hâlinde korkutuculuk derecesi daha yüksek değerlendirilir. Ayrıca silahın hedef alınarak doğrultulması, tehdidin ciddiyetini artıran önemli bir unsurdur. Uygulamada silahla tehdit fiili, çoğu zaman aynı olay kapsamında hakaret veya kasten yaralama suçlarıyla birlikte de gündeme gelmektedir.

Birden Fazla Kişiyle Birlikte Tehdit: Suçun en az iki kişi tarafından birlikte işlenmesidir. Burada mağdurun karşı koyma direncinin kırılması ve yaratılan korkunun yoğunluğu esas alınır. Faillerin aktif olarak söz söylemesi şart değildir; orada hazır bulunup sayısal çoğunlukla baskı kurmaları dahi nitelikli halin oluşmasına sebebiyet verebilir. Faillerin her birinin doğrudan tehdit içeren söz söylemesi şart değildir. Tehdit eylemine destek veren, mağduru çevreleyen veya tehdidi güçlendiren davranışlar da müşterek faillik kapsamında değerlendirilebilir. Özellikle mağdurun yalnız olduğu bir ortamda birden fazla kişi tarafından kuşatılarak tehdide maruz bırakılması, baskı unsurunu ciddi şekilde artırmaktadır. Bu nedenle birlikte işlenen tehditlerde, fail sayısı ceza tayininde doğrudan etkili olmaktadır.

Kimliğini Gizleyerek veya İmzasız Mektupla Tehdit: Failin kendisini tanınmayacak hale getirmesi (maske takmak, yüzü gizlemek) veya mektup, sosyal medya üzerinden isimsiz mesajlar göndererek tehdit etmesidir. Failin bilinmezliği, mağdurun korkusunu derinleştirdiği için ceza artırım sebebidir. Failin kimliğini gizlemesi, mağdurun kendisini sürekli bir tehlike altında hissetmesine yol açabilmektedir. Özellikle ardı ardına gönderilen mesajlar veya tekrar eden aramalar, tehdidin süreklilik arz ettiğini göstermesi bakımından önemlidir. Uygulamada IP kayıtları, baz istasyonu verileri ve hesap hareketleri bu tür dosyalarda temel delil niteliğindedir. Kimliğin gizlenmesi suretiyle işlenen tehditlerde, mağdurun güvenlik duygusunun ciddi biçimde zedelendiği kabul edilmektedir.

 

Suç Örgütlerinin Korkutucu Gücünden Yararlanarak: Gerçekte var olan veya var olduğu sanılan bir suç örgütünün adını kullanarak, “ben falanca çetedenim” gibi ifadelerle yapılan tehditlerdir. Bu durumda failin gerçekten örgüt üyesi olup olmaması önem arz etmez; örgütün korkutucu gücünü kullanma iradesi yeterlidir. Bu nitelikli hâlde asıl önemli olan, mağdur üzerinde örgütsel bir güç algısı yaratılmasıdır. Uygulamada bu tür tehditler, mağdurun şikâyetten vazgeçmesine veya davranışlarını değiştirmesine yol açabilecek düzeyde baskı doğurmaktadır.

 

Tehdit Suçunun Unsurları Nelerdir?

Tehdit suçu, uygulamada en çok karşılaşılan ceza yargılaması konularından biridir. Özellikle mesajlaşma uygulamaları, sosyal medya ve telefon görüşmeleri üzerinden işlenen fiiller nedeniyle tehdit suçunun unsurları, Adana’da ceza hukuku alanında çalışan bir Adana ceza avukatı için büyük önem taşımaktadır. Tehdit suçu, Türk Ceza Kanunu kapsamında düzenlenmiş olup, suçun oluşabilmesi için bazı zorunlu şartların bir arada bulunması gerekir. Aşağıda, uygulamada kabul edilen ve yargı kararlarıyla şekillenen tehdit suçunun temel unsurları yer almaktadır.

1. Mağdura Yönelmiş Bir Tehdit İçeriği Bulunmalıdır

Tehdit suçunun ilk ve en temel unsuru, failin söz veya davranışlarının belirli bir kişiye yönelmiş olmasıdır. Tehdit; doğrudan mağdura, mağdurun yakınlarına, ya da mağdurun hukuken korunan değerlerine yönelik olmalıdır. Belirsiz, kime yöneldiği anlaşılmayan veya muhatabı tespit edilemeyen sözler, kural olarak tehdit suçunun oluşumu için yeterli kabul edilmez. Bu nedenle tehdit suçunda mağdurun kimliğinin net şekilde ortaya konulması gerekir. Failin sözlerinin kime yöneldiği konusunda tereddüt varsa, mahkemeler genellikle suçun oluşmadığına karar vermektedir. Özellikle dijital ortamda yapılan tehditlerde, mesajın muhatabının belirlenebilirliği kritik bir unsur olarak öne çıkar.

2. Tehdit Konusu Haksız Bir Zarara İlişkin Olmalıdır

Tehdit suçunda ileri sürülen zarar; hukuka aykırı, haksız, mağdurun istemi dışında bir zarara ilişkin olmalıdır. Fail, mağdura hukuka uygun bir hakkını kullanacağını bildirdiğinde (örneğin dava açacağını söylemesi gibi), kural olarak tehdit suçundan söz edilemez. Bu nedenle her korkutucu veya sert ifade, otomatik olarak tehdit suçu sayılmaz.Hukuka uygun bir hakkın kullanılacağına dair bildirim, tehdit değil, yasal bir uyarı olarak değerlendirilir. Bu ayrım, özellikle avukatların savunmalarında sıkça vurguladıkları bir noktadır. Dolayısıyla tehdit suçunun oluşabilmesi için bildirilen zararın haksız ve hukuka aykırı olması şarttır.

3. Tehdit, Mağdurda Ciddi Bir Korku veya Baskı Yaratmaya Elverişli Olmalıdır

Tehdit suçunun oluşabilmesi için mağdurun gerçekten korkmuş olması şart değildir. Ancak kullanılan söz veya davranışın; objektif olarak, somut olayın şartları içinde, makul bir kişide korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Uygulamada mahkemeler, tehdit içeriğini olayın gerçekleştiği ortam, tarafların geçmiş ilişkisi ve olayın ağırlığı ile birlikte değerlendirmektedir. Bu nedenle tehdit suçunda mağdurun kişisel algısı değil, objektif ölçütler esas alınır. Yargıtay kararlarında da mağdurun korkup korkmadığından ziyade tehdidin korkutucu niteliği ön planda tutulmaktadır. Failin sözleri sıradan bir kişide ciddi endişe yaratmaya elverişli değilse, tehdit suçu oluşmaz.

4. Tehdit Belirli Bir Zarar Tehlikesi İçermelidir

Tehdit suçunda ileri sürülen zarar; soyut, belirsiz, gerçekleşip gerçekleşmeyeceği anlaşılmayan bir korkutma ifadesinden ibaret olmamalıdır. Failin beyanı, mağdur açısından somut bir zarar ihtimalini ortaya koymalıdır. Örneğin sadece kaba ve ağır bir söz söylemek, çoğu zaman hakaret kapsamında değerlendirilirken; zarar tehdidi içeren ifadeler tehdit suçuna vücut verebilmektedir. Bu nedenle tehdit suçunda zarar ihtimalinin somut ve belirli olması aranır. Belirsiz ifadeler, çoğu zaman suçun oluşumunu engeller. Mahkemeler, failin sözlerinin mağdur açısından gerçek bir tehlike doğurup doğurmadığını titizlikle inceler.

5. Tehdit Kasten İşlenmelidir

Tehdit suçu ancak kasten işlenebilen bir suçtur. Fail; söylediği sözün, gönderdiği mesajın, yaptığı davranışın mağduru korkutmaya elverişli olduğunu bilerek ve isteyerek hareket etmelidir. Dikkatsizlik, şaka veya yanlış anlaşılmaya açık, tehdit kastı bulunmayan ifadeler bakımından suçun manevi unsuru oluşmaz. Failin kastı, tehdit suçunun en kritik unsurlarından biridir. Şaka amacıyla söylenen sözler veya yanlış anlaşılmaya müsait ifadeler tehdit olarak kabul edilmez. Bu nedenle ceza savunmalarında failin kastının bulunmadığı sıkça ileri sürülmektedir.

6. Tehdit Fiili Söz, Yazı veya Davranışla İşlenebilir

Tehdit suçu; yüz yüze söylenen sözlerle, SMS, WhatsApp ve sosyal medya mesajlarıyla, ses kaydı, video paylaşımı, el hareketleri ve fiili davranışlarla işlenebilir. Önemli olan, tehdidin mağdur tarafından algılanabilir hale gelmiş olmasıdır. Günümüzde özellikle dijital deliller, tehdit suçuna ilişkin dosyalarda en önemli ispat araçlarıdır. Dijital ortamda yapılan tehditler, ekran görüntüleri ve kayıtlarla kolayca ispatlanabilmektedir. Bu nedenle ceza dosyalarına  bakan avukatlar, delillerin hukuka uygun şekilde toplanmasına büyük önem verir. Özellikle sosyal medya üzerinden yapılan tehditler, son yıllarda ceza yargılamalarında sıkça gündeme gelmektedir.

7. Tehdit Suçunda Mağdurun Kimliği Belirli Veya Belirlenebilir Olmalıdır

Tehdit suçunun unsurları arasında, mağdurun belirli veya en azından belirlenebilir olması da yer almaktadır. Topluma yönelmiş, muhatabı belli olmayan genel nitelikteki korkutma sözleri, çoğu durumda tehdit suçunu oluşturmaz. Failin sözlerinin muhatabının belirli veya  belirlenebilir olması, suçun oluşumu için zorunludur. Genel ifadeler, çoğu zaman suçun unsurlarını karşılamaz. Bu nedenle mahkemeler, mağdurun kimliğinin somut olarak ortaya konulup konulmadığını dikkatle inceler.

8. Yargısal Uygulamada Unsurların Değerlendirilmesi

Tehdit suçunun unsurları, uygulamada yerleşik içtihatlar doğrultusunda şekillenmektedir. Özellikle Yargıtay kararlarında; tehdidin ağırlığı, mağdur üzerindeki etkisi, taraflar arasındaki önceki husumet, olayın gerçekleştiği ortam bir bütün olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle her tehdit iddiası, mutlaka dosya bazında ve somut deliller ışığında ele alınmalıdır. Yargıtay, tehdit suçuna ilişkin kararlarında olayın tüm koşullarını birlikte değerlendirir. Bu yaklaşım, her dosyanın kendine özgü şartlarını ön plana çıkarır. Dolayısıyla tehdit suçunda standart bir değerlendirme yerine, somut olayın özellikleri esas alınır.

9.Tehdit Suçunun Unsurları Neden Önemlidir?

Tehdit suçunun unsurları; soruşturmanın açılıp açılmayacağı, hangi suç tipinin uygulanacağı, beraat veya mahkûmiyet ihtimali bakımından doğrudan belirleyicidir. Özellikle Adana’da açılan tehdit dosyalarında, suçun tüm unsurlarının oluşup oluşmadığı profesyonel şekilde analiz edilmelidir. Bu nedenle tehdit suçuna ilişkin bir şikâyet ya da savunma sürecinde, alanında deneyimli bir Adana ceza avukatı ile hukuki destek alınması, telafisi güç hak kayıplarının önüne geçilmesini sağlar. Unsurların doğru tespiti, hem mağdurun haklarının korunması hem de failin adil yargılanması açısından büyük önem taşır. Yanlış değerlendirmeler, haksız mahkûmiyet veya gereksiz soruşturmalara yol açabilir. Bu nedenle uzman bir ceza avukatının sürece dahil olması, adaletin sağlanması açısından kritik rol oynar.

Tehdit Suçunda Şikâyet Süresi, Şikâyete Tabi Olma ve Uzlaştırma

Tehdit suçu, uygulamada en sık karşılaşılan suç tiplerinden biri olmakla birlikte, her tehdit fiili aynı usule tabi değildir. Özellikle şikâyet şartı, şikâyet süresi ve uzlaştırma uygulanıp uygulanamayacağı hususları, soruşturmanın kaderini doğrudan etkilemektedir.Bu nedenle tehdit suçuna ilişkin dosyalarda, sürecin başında doğru hukuki nitelendirme yapılması büyük önem taşır. Aşağıda bu hususlara detaylıca değinilmiştir. 

1. Tehdit Suçu Şikâyete Tabi midir?

Tehdit suçu bakımından en önemli ayrım, tehdidin hangi içerikle yapıldığıdır.

➡ Eğer tehdit;

  • hayat,
  • vücut bütünlüğü,
  • cinsel dokunulmazlık

gibi ağır bir haksız zarara yönelikse, bu hâlde tehdit suçu şikâyete tabi değildir.

➡ Buna karşılık, tehdidin konusu daha hafif nitelikte bir haksız zarara ilişkinse, bu durumda tehdit suçu şikâyete tabi suç olarak kabul edilmektedir.

Uygulamada bu ayrım, çoğu dosyada tereddüt yaratmaktadır. Özellikle mesajlaşma uygulamaları üzerinden yapılan tehditlerde, içeriğin hangi kategoriye girdiği ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir. Yargısal uygulamada bu ayrım, büyük ölçüde Yargıtay kararları doğrultusunda belirlenmektedir.

2.Tehdit Suçunda Şikâyet Süresi Ne Kadardır?

Tehdit suçunun şikâyete tabi olduğu hâllerde, mağdurun şikâyet hakkını kullanabilmesi için öngörülen süre:

➡ 6 aydır.

Bu 6 aylık süre;

  • mağdurun fiili,
  • failin kim olduğunu

öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlar.

Tehdit suçunun şikâyete tabi olmadığı hâllerde mağdurun ayrıca bir şikâyet süresi bulunmaz. Çünkü bu tür tehditler (hayata, vücut bütünlüğüne veya cinsel dokunulmazlığa yönelik tehditler) resen soruşturulan suçlardandır. Savcılık, mağdur şikâyetçi olmasa bile olayı öğrendiğinde soruşturma başlatır.

 

Sürenin geçirilmesi hâlinde, tehdit fiili suç teşkil etse dahi soruşturma açılamaz veya açılmış dosya düşme ile sonuçlanır. Bu nedenle özellikle uygulamada, şikâyet süresinin başlangıç tarihi dosyanın en kritik noktalarından biri hâline gelmektedir.

Adli uygulamada, Adana merkezli dosyalarda da en sık karşılaşılan sorunlardan biri, mağdurun şikâyet süresini kaçırmış olmasıdır.

3.Tehdit Suçunda Şikâyetten Vazgeçme Mümkün müdür?

Tehdit suçu, yalnızca şikâyete tabi olan hâller bakımından şikâyetten vazgeçmeye elverişlidir. Bu kapsamda; soruşturma aşamasında veya kovuşturma aşamasında mağdur şikâyetinden vazgeçebilir.

Ancak tehdit suçunun şikâyete tabi olmayan ağır hâllerinde, mağdurun sonradan vazgeçmesi davanın düşmesini sağlamaz. Bu yönüyle tehdit suçu, mağdur iradesine bağlı olan ve olmayan hâller bakımından iki ayrı usule sahiptir.

4.Tehdit Suçunda Uzlaştırma Mümkün müdür?

Tehdit suçunda uzlaştırma uygulanıp uygulanamayacağı da yine tehdidin türüne göre değişmektedir.

➡ Şikâyete tabi olan tehdit suçlarında, kural olarak uzlaştırma mümkündür.

➡ Buna karşılık;

  • ağır haksız zarara yönelik,
  • kamu düzenini daha yakından ilgilendiren

tehdit hâllerinde ise uzlaştırma yolu kapalıdır.

Uygulamada özellikle mesaj yoluyla yapılan tehditlerde, dosyanın uzlaştırma bürosuna gönderilip gönderilmeyeceği aşamasında ciddi tereddütler yaşanmaktadır. Bu nedenle tehdit fiilinin doğru nitelendirilmesi, uzlaştırma sürecine girilip girilmeyeceğini doğrudan belirlemektedir.

Tehdit Suçunda Uzlaştırma Süreci Nasıl İşler?

Uzlaştırma kapsamına giren tehdit dosyalarında;

  • dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir,
  • taraflarla uzlaştırmacı aracılığıyla görüşme yapılır,
  • tarafların anlaşması hâlinde soruşturma veya dava sona erer.

Uzlaşma sağlanması durumunda sanık hakkında dava açılmaz veya açılmış dava düşer. Bu yönüyle uzlaştırma, özellikle taraflar arasındaki husumetin büyümesini engelleyen önemli bir ceza muhakemesi kurumudur.

Tehdit Suçu Bakımından Şikâyet ve Uzlaştırma Neden Çok Önemlidir?

Tehdit suçunda;

  • şikâyetin varlığı,
  • şikâyetin süresinde yapılıp yapılmadığı,
  • uzlaştırma hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı

dosyanın başında belirlenmediği takdirde, ilerleyen aşamalarda telafisi mümkün olmayan hak kayıpları ortaya çıkabilmektedir. Özellikle Adana’da görülen tehdit dosyalarında, içeriğin şikâyete tabi olup olmadığının doğru tespit edilmesi, hem mağdur hem de şüpheli bakımından sürecin sağlıklı yürütülmesini sağlar. Bu nedenle tehdit suçuna ilişkin şikâyet, savunma ve uzlaştırma sürecinde, alanında deneyimli bir Adana ceza avukatı ile hareket edilmesi uygulamada ciddi avantaj sağlamaktadır

Tehdit Suçunda Tutuklama ve Adli Kontrolün Uygulanabilirliği nedir?

Tehdit suçu nedeniyle yürütülen soruşturma ve davalarda en çok merak edilen hususlardan biri, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilip verilemeyeceği ve adli kontrol uygulanıp uygulanamayacağıdır. Uygulamada her tehdit fiili bakımından otomatik olarak tutuklama veya adli kontrol kararı verilmesi söz konusu değildir.
Bu değerlendirme, tehdidin içeriği ve dosyanın özelliklerine göre yapılmaktadır.

Tehdit Suçunda Tutuklama Kararı Verilebilir mi?

Tutuklama kararı bilindiği üzere istisnai  bir tedbirdir. Tehdit suçu bakımından da kural olarak tutuklama istisnai bir koruma tedbiridir.

Mahkeme veya savcılık tarafından tutuklama kararı verilebilmesi için;

  • Kuvvetli suç şüphesinin bulunması,
  • Tutuklama nedenlerinin varlığı,
  • ve ölçülülük ilkesinin sağlanması
    gerekmektedir.
    Ancak uygulamada tehdit suçunun çoğu hâlinde, verilebilecek cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında, tutuklama tedbirine çok sık başvurulmamaktadır.
    Özellikle sadece sözlü veya mesaj yoluyla işlenen, silah kullanılmayan ve başka bir suça eşlik etmeyen tehdit fiilleri bakımından tutuklama kararı verilmesi oldukça istisnaidir.

Her ne kadar tehdit suçunda tutuklama kural olmasa da, bazı dosyalarda tutuklama ihtimali ortaya çıkabilmektedir. Özellikle;

  • Tehdidin mağdurun hayatına veya vücut bütünlüğüne yönelik olması,
  • Failin mağdura karşı tehdit fiilini tekrarlaması,
  • Mağdur üzerinde ciddi ve sürekli bir baskı kurulması,
  • Dosyada kaçma veya delilleri etkileme ihtimalinin bulunması
    gibi durumlarda, tutuklama tedbiri gündeme gelebilir.

Yargısal uygulamada bu değerlendirme, somut olayın özelliklerine göre yapılmakta ve özellikle Yargıtay içtihatlarında, tutuklamanın son çare olması gerektiği açıkça vurgulanmaktadır.

Tehdit Suçunda Adli Kontrol Kararı Verilebilir mi?

Tehdit suçu bakımından uygulamada en sık başvurulan koruma tedbiri adli kontroldür. Mahkemeler ve savcılıklar, tutuklama yerine çoğu zaman;

  • Belirli yerlere gitmeme,
  • Mağdura yaklaşmama,
  • İletişim kurmama,
  • Belirli günlerde imza atma

şeklindeki adli kontrol yükümlülüklerine karar vermektedir. Özellikle mağdur ile şüpheli arasında devam eden bir temas ihtimali bulunan dosyalarda, mağdura yaklaşmama ve iletişim yasağı içeren adli kontrol tedbirleri büyük önem taşımaktadır.

Tehdit Suçunda Tutuklama Yerine Neden Adli Kontrol Tercih Edilir?
Tehdit suçunun büyük kısmı;

  • İlk kez işlenen,
  • Sabit ikametgâhı bulunan kişiler hakkında,
  • Delilleri büyük ölçüde toplanmış dosyalarda soruşturulmaktadır.

Bu nedenle ölçülülük ilkesi gereği, tutuklama yerine adli kontrol uygulanması uygulamada daha uygun kabul edilmektedir. Özellikle dijital delillere dayanan ve fiilin ağırlığı sınırlı kalan tehdit dosyalarında, tutuklama çoğu zaman orantısız bir tedbir olarak değerlendirilmektedir.

Tehdit Suçundan Nasıl Ceza Verilir? Ceza Miktarı Ne Kadar?

Tehdit suçunda verilecek ceza, her somut olay bakımından aynı değildir. Ceza miktarı belirlenirken temel ölçüt, tehdidin yöneldiği hukuki değer ile fiilin hangi şartlar altında işlendiğidir. Uygulamada mahkemeler; tehdidin içeriğini, taraflar arasındaki ilişkiyi, olayın gerçekleşme biçimini ve dosya kapsamındaki delilleri birlikte değerlendirerek ceza tayini yapmaktadır. Bu nedenle tehdit suçunda cezanın belirlenmesinde tek tip ve kalıplaşmış bir uygulamadan söz etmek mümkün değildir.

Aynı ifadelerle gerçekleştirilen iki ayrı tehdit eylemi dahi, olayın meydana geliş şekline göre farklı cezalara yol açabilmektedir. Özellikle mesaj, WhatsApp, SMS veya sosyal medya üzerinden işlenen tehdit suçlarında, yalnızca tek bir cümle değil, yazışmanın tamamı birlikte değerlendirilerek ceza miktarı belirlenmektedir.


Tehdit Suçunda Temel Ayrım: Tehdidin Konusu

Tehdit suçunda ceza belirlenirken ilk ve en önemli ayrım, tehdidin hangi hukuki değere yöneldiğinin tespitidir.

Bu kapsamda öncelikle tehdidin, mağdurun;

  • Hayatına,

  • Vücut bütünlüğüne,

  • Cinsel dokunulmazlığına

yönelik olup olmadığına bakılır.

Bu nitelikte bir tehdit söz konusu ise, fail hakkında 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası öngörülmektedir. Uygulamada bu tür tehditler, en ağır yaptırıma tabi tehdit halleri arasında yer almaktadır. Ayrıca bu dosyalarda, tehdidin ciddiyeti ve mağdur üzerinde oluşturduğu korku ve baskı özellikle dikkate alınmaktadır. Tehdidin gerçekleşme ihtimalinin somut olay bakımından yüksek görünmesi, cezanın belirlenmesinde ağırlaştırıcı etki yaratabilmektedir. Bununla birlikte mahkemeler, bu tür dosyalarda mağdurun korunmasına yönelik tedbirleri de ayrıca değerlendirmektedir.


Buna karşılık tehdit, mağdurun hayatı, vücut bütünlüğü veya cinsel dokunulmazlığı dışında kalan bir haksız zarara yönelik ise daha düşük cezalı tehdit suçu gündeme gelir.

Örneğin;

  • Mala zarar verme,

  • İşini bozma,

  • Ekonomik menfaatine zarar verme,

  • İtibarını zedeleme

şeklindeki tehditler bu gruba girmektedir.

Bu durumda fail hakkında;

  • 6 aydan 2 yıla kadar hapis cezası veya

  • adli para cezası

verilebilmektedir.

Bu ayrım, tehdit suçunda uygulanacak ceza miktarını doğrudan etkilemektedir. Uygulamada bu gruba giren tehditler çoğu zaman şikâyete tabi suç kapsamında değerlendirilmekte olup, mağdurun süresi içinde şikâyette bulunup bulunmadığı ayrıca önem taşımaktadır. Şikâyet süresinin geçirilmesi hâlinde, fiil sabit olsa dahi ceza verilmesi mümkün olmayabilmektedir. Bu nedenle haksız zarara yönelik tehditlerde, usul hükümleri ceza miktarı kadar belirleyici rol oynamaktadır.

Uygulamada en sık yapılan hata, her tehdit içeriğinin doğrudan ağır tehdit kapsamında değerlendirilmesidir. Oysa ceza miktarının doğru belirlenebilmesi için, tehdidin yöneldiği hukuki değerin açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya konulması gerekir. Bu ayrım yapılmadan verilen mahkûmiyet kararları, üst derece incelemesinde çoğu zaman Yargıtay denetiminden dönmektedir.

 
 

Uygulamada Tehdit Olarak Değerlendirilmeyen Söylemler

Tehdit suçunda yargılamanın kaderini çoğu zaman söylenen kelimenin sözlük anlamı değil, Yargıtay’ın o kelimeye yüklediği hukuki anlam belirler. Adana’da görülen ceza davalarında savunma stratejimizi kurarken başvurduğumuz, okuyucuyu şaşırtabilecek bazı güncel Yargıtay kriterleri şunlardır:1. “Beddua” Tehdit Değildir
Yargıtay yerleşik içtihatlarında, gerçekleşmesi doğaüstü güçlere veya ilahi bir iradeye bırakılan sözleri tehdit olarak kabul etmemektedir.
Örnek: “Allah belanı versin”, “İnşallah gün yüzü görmezsin”, “Hastalık çekesin” gibi ifadeler beddua niteliğindedir. Bu sözler nezaketsiz ve kaba bulunsa da, kişinin hürriyetini kısıtlayan bir “saldırı vaadi” içermediği için tehdit suçu oluşturmaz.

2. “Görürsün Gününü” İfadesi: Belirsizlik Kriteri
Bir sözün tehdit sayılabilmesi için mağdurun hangi değerine (canına mı, malına mı?) saldırılacağının net olması gerekir.
“Seninle hesaplaşacağız”, “Sen gününü göreceksin”, “Bunun hesabını vereceksin” gibi ifadeler, tek başına kullanıldığında hangi somut kötülüğün yapılacağı belirsiz olduğu için genellikle “tehdit” olarak cezalandırılmamaktadır. Ancak bu sözler silahla veya kalabalık bir grup eşliğinde söylenirse mahkeme kararı değişebilir.

3. “İcraya Vereceğim” Demek Hak Arama Özgürlüğüdür
Bir kimseyi, kanuni haklarını kullanacağını söyleyerek korkutmak tehdit suçunu oluşturmaz.
“Eğer borcunu ödemezsen seni mahkemeye vereceğim” veya “Seni işten attıracağım” demek, yasal bir hakkın hatırlatılmasıdır. Ancak bu durum, “Seni işten attırıp dışarıda vuracağım” şeklinde birleşirse, yasal hak sınırı aşılmış olur ve suç oluşur.

4. Kavga Anındaki “Tepkisel” Sözler
Adana Ceza Avukatı olarak en sık karşılaştığımız durum, karşılıklı hakaretlerin havada uçuştuğu hararetli kavgalardır.
Yargıtay, ağır tahrik altında, o anki öfkeyle ve anlık bir tepki olarak söylenen bazı sözlerin “korkutma amacı” (tehdit kastı) taşımadığına hükmedebilmektedir. Eğer söz, planlı bir saldırı hazırlığından ziyade ağızdan kaçan fevri bir çıkışsa, beraat kararı çıkma olasılığı yüksektir.

5. Gıyapta Tehdit: “Üçüncü Kişi” Şartı
Bir kimsenin arkasından “Onu öldüreceğim” demek her zaman suç değildir.
Kural: Bu sözün suç sayılması için, failin bu tehdidi mağdura ulaşacağını bilerek ve ulaştırma amacıyla en az iki kişinin yanında söylemesi gerekir. Mağdurun haberi olmayacak şekilde kendi kendine veya tek bir sırdaşına söylenen sözler “tehdit suçu” boyutuna ulaşmaz.

Tehdit Suçu Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (S.S.S.)

Öncelikle tehdidin yer aldığı mesajları, ses kayıtlarını veya arama kayıtlarını silmeden saklamanız gerekir. Mümkünse ekran görüntüsü almakla yetinmeyip, mesajın orijinal hâlini muhafaza etmelisiniz. Ardından en yakın karakola veya savcılığa giderek suç duyurusunda bulunabilirsiniz. İlk aşamada yapılacak doğru işlem, ileride davanın seyrini doğrudan etkiler. 

Evet, savcılığa verdiğiniz dilekçe ile birlikte soruşturma süreci başlar. Savcı, dosyayı açar ve delilleri toplamak için kolluğa talimat verir. Şüpheli kişinin tespiti ve ifadesinin alınması bu aşamada yapılır. Süreç genellikle birkaç haftalık bir ön inceleme ile ilerler.

Her tehdit dosyasında gözaltı uygulanmaz. Gözaltı, ancak kaçma ihtimali, delil karartma riski veya başka suçların varlığı gibi istisnai hâllerde gündeme gelir. Uygulamada tehdit suçları çoğunlukla gözaltı olmadan yürütülür. Dosya, ifade ve delil üzerinden ilerler.

Soruşturma aşamasında genellikle taraflar ayrı ayrı ifade verir. Mahkeme aşamasında ise hâkim ceza yargılaması usulü gerekli görürse tarafların duruşmada hazır bulunmasını isteyebilir. Ancak bu, otomatik bir zorunluluk değildir. Özellikle mağdurun güvenliği dikkate alınarak duruşma düzeni sağlanır.

Mesaj silinmiş olsa bile operatör kayıtları, karşı tarafın telefonu ve teknik inceleme yoluyla içerik tespit edilebilir. Ayrıca daha önce alınmış ekran görüntüleri de delil olarak değerlendirilebilir. Bu nedenle mesajı silmiş olmak, davanın açılamayacağı anlamına gelmez. Ancak ispat süreci biraz daha zorlaşır.

Failin pişman olması tek başına davayı düşürmez. Pişmanlık, mahkeme aşamasında cezanın belirlenmesinde lehe değerlendirme yapılmasına neden olabilir. Ancak suç oluşmuşsa yargılama devam eder. Özellikle nitelikli tehdit hâllerinde pişmanlık, davayı ortadan kaldırmaz.

Tehdit suçunda önemli olan, mağdurun korkutulup korkutulmadığıdır. Failin gerçekten o zararı gerçekleştirmeyi planlaması şart değildir. Söylenen söz veya gönderilen mesaj, mağdur açısından ciddi bir tehlike algısı oluşturuyorsa suç oluşur. Bu nedenle “niyetim yoktu” savunması her zaman yeterli olmaz.

Soruşturma aşaması genellikle birkaç ay içinde tamamlanır. Dava açılması hâlinde yargılama süresi, mahkemenin iş yoğunluğuna göre değişir. Uygulamada tehdit davaları çoğunlukla 6 ay ile 1,5 yıl arasında sonuçlanmaktadır. Dosyanın karmaşıklığı süreci doğrudan etkiler.

Evet, tehdit olayının niteliğine göre koruma tedbiri talep edilebilir. Özellikle aile içi veya ısrarlı takip içeren tehditlerde bu yol sıklıkla kullanılır. Mahkeme veya mülki amir, mağdurun güvenliği için temas yasağı gibi önlemler alabilir. Ceza davasından bağımsız bir süreçtir.

Zorunlu değildir; ancak sürecin doğru yürütülmesi açısından avukatla takip edilmesi büyük avantaj sağlar. Delillerin sunulması, ifadelerin doğru şekilde verilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi bakımından hukuki destek önemlidir. Özellikle mesaj ve dijital delil içeren dosyalarda profesyonel yardım süreci hızlandırır.

Olayın tamamı birlikte değerlendirilir. Siz de karşı tarafa yönelik tehdit veya hakaret içeren sözler kullandıysanız, ayrı bir dosya veya karşılıklı suç değerlendirmesi gündeme gelebilir. Bu durum, sizin mağdur sıfatınızı tamamen ortadan kaldırmaz. Ancak dosyada kusur değerlendirmesi yapılır.

Mahkûmiyet kararı verilirse adli sicil kaydına işlenebilir. Bazı meslekler açısından sabıka kaydı, işe giriş veya lisans süreçlerinde sorun oluşturabilir. Ancak her dosyada aynı sonuç ortaya çıkmaz. Kararın türü ve verilen hüküm bu konuda belirleyicidir.

İlk kez suç işlenmiş olması, genellikle sanık lehine değerlendirilir. Hapis cezası yerine farklı yaptırımlar veya erteleme gibi uygulamalar gündeme gelebilir. Ancak bu, dosyanın niteliğine ve tehdidin ağırlığına göre değişir. Özellikle silahlı veya ağır içerikli tehditlerde sonuç farklı olabilir.

Basit tehdit hâllerinde uzlaşma mümkündür ve taraflar anlaşırsa dosya kapanabilir. Ancak nitelikli tehdit söz konusuysa uzlaşma yoluyla dosyanın düşmesi mümkün değildir. Bu nedenle her tehdit olayında barışma davayı bitirmez. Dosyanın hukuki niteliği belirleyicidir.

Sözlü tehdit olaylarında en çok karşılaşılan sorun, delil bulunmamasıdır.
Ancak sözlü tehdit suçu yalnızca yazılı veya dijital kayıtla ispat edilmek zorunda değildir.
Olay anında bulunan tanıkların beyanları, tarafların önceki husumet durumu ve olayın hemen ardından yapılan başvurular da ispat açısından büyük önem taşır.
Adana’da yürütülen ceza soruşturmalarında, Adana ceza avukatı desteği ile tanık anlatımlarının doğru şekilde dosyaya sunulması, sözlü tehdit dosyalarının seyrini doğrudan etkilemektedir.

Telefonda söylenen tehdit içerikli sözler, hukuken sözlü tehdit kapsamında değerlendirilir.
Karşı tarafın ses kaydı alması şart değildir; görüşmenin zamanı, süresi ve içeriği başka delillerle de desteklenebilir.
Özellikle tekrar eden aramalar ve aynı içerikteki tehditler, suçun ciddiyetini güçlendiren unsurlardır.
Uygulamada bu tür dosyalar, çoğunlukla Adana tehdit suçu avukatı tarafından yürütülen teknik delil ve tanık çalışmalarıyla ispatlanmaktadır.

Sözlü tehdit suçlarında en sık ileri sürülen savunmalardan biri, sözlerin öfke anında söylendiği iddiasıdır.
Ancak mahkemeler, söylenen sözün içeriğine ve mağdur üzerindeki etkisine bakarak değerlendirme yapar.
Gerçekten korkutucu ve ciddi bir zarar tehdidi içeren sözler, anlık öfke gerekçesiyle hukuka uygun hâle gelmez.
Bu nedenle hakkında sözlü tehdit nedeniyle soruşturma yürütülen kişilerin, süreci bir ceza avukatı eşliğinde yürütmesi ciddi hak kayıplarının önüne geçebilir.

Mağdurun olayı yaşadığı gün karakola gitmemesi tek başına davanın düşmesine yol açmaz.
Ancak başvurunun gecikmesi, sözlü tehdit gibi ispatı daha zor olan dosyalarda delil gücünü zayıflatabilir.
Bu nedenle sözlü tehdit olaylarında mümkün olan en kısa sürede başvuru yapılması önemlidir.

Öncelikle olayla ilgili tüm mesajları, arama kayıtlarını ve varsa tanıkları doğru şekilde dosyaya sunmalısınız. İfade verirken çelişkili anlatımlardan kaçınmanız çok önemlidir. Özellikle pişmanlık, olayın oluş biçimi ve taraflar arasındaki ilişki doğru anlatılmalıdır. Sürecin başında yapılacak hatalar, yargılamanın tamamını etkileyebilir.